Tarihte atı ilk kez Türkler evciltmiş ve dünyaya yaymıştır. Bu nedenle atın Orta Asya’da başlayan serüveninin sahibi Türklerdir. At, Türk kültürünün altı bin yıl öteden gelen ayrılmaz bir parçasıdır.
Türk Milleti ile atın birlikteliği tarihin her döneminde kutlu medeniyetin kıtalara yayılmasında önemli bir simge olmuştur. Bu beraberlik, Türklerin yeni yurtlar edinmesinde, Anadolu’nun kapılarının sonsuza dek açılmasında, hatta Avrupa’da Viyana kapılarına kadar dayanılmasında en önemli faktör olmuştur.
At, Alparslanın üzerinde yüz bin kişilik orduyu yendiği şimşek, Fatih’in kendisiyle bir çağı kapatıp bir çağı açtığı burak, Köroğlu’nun uğruna dağları mesken tuttuğu Aşkar, Mustafa Kemal’in cepheden cepheye koştuğu yıldırımdır…
Atı ve atçılığı geliştirecek her girişim kültürel mirasa sahip çıkmak ve ülkemizin gelişmesine katkı yapmak anlamına gelmektedir. Zira Türk’ün tarihi, kültürü ve yaşamının bir parçası olan at, atçılık ve atlı sporlar ile ilgili çağdaş ve bilimin tüm evrensel bileşenlerinin göz önünde tutulduğu bir altyapı desteğiyle, üretimden eğitime uzanan süreçte yapılacak her türlü çalışma Türkiye’nin bir kazancı olacaktır.
Bütün kalbimizle temennimiz odur ki; at, atçılık ve atlı sporlar Türkiye’de daha fazla önem kazansın, toplumun her kesimi tarafından daha fazla kucaklansın, genç nesil için daha cazip hale getirilsin...


